Trans Naz’ın Şişli’de Bulduğu 1987 Tarihli Alışveriş Fişi

Trans Naz’ın Şişli’de Bulduğu 1987 Tarihli Alışveriş Fişi

Trans Naz’ın Şişli’de Bulduğu 1987 Tarihli Alışveriş Fişi

Bazen insanın bütün gününü değiştiren şey büyük bir olay olmuyor. Yerde duran eski bir fotoğraf, otobüste unutulmuş bir kitap veya yıllardır açılmamış bir çekmeceden çıkan küçücük bir kâğıt parçası… Naz’ın başına gelen de aşağı yukarı böyleydi. Üstelik olayın başlangıcında ne gizemli bir plan vardı ne de özellikle eski bir şey arıyordu.

Şişli’de öğleden sonra dolaşırken uğradığı küçük bir dükkânda, eski dergilerin ve kitapların arasında sararmış bir kâğıt gördü. İlk bakışta kitap ayracı sandı. Sonra kâğıdı ters çevirdi.

Üzerindeki rakamlar neredeyse silinmişti.

En üst tarafta bir mağaza adı, altında birkaç ürün ve en dipte belli belirsiz bir tarih görünüyordu:

17 Ekim 1987

Küçük, sararmış ve kenarları kıvrılmış sıradan bir alışveriş fişi. Fakat Naz için o dakikadan sonra sıradanlığı biraz tartışmalıydı.

“Ben böyle şeylere gereksiz anlam yüklerim,” diye anlatıyor Naz. Sonra gülüyor. Çünkü belli ki bunun farkında ama değiştirmeye de hiç niyeti yok.

Fişi tekrar kitabın arasına koymak yerine eline almış. Dükkân sahibine bunun satılık olup olmadığını sormuş. Adam önce neyi kastettiğini anlamamış bile.

“Fişi diyorum.”

“Hangi fişi?”

“Kitabın içinden çıkanı.”

Adam birkaç saniye bakmış.

“Onu ne yapacaksın?”

Naz’ın cevabı kısa olmuş:

“Bilmiyorum. Zaten güzel tarafı da o.”

Fişte Ne Yazıyordu?

Asıl merak bundan sonra başladı. Kâğıt eski olduğu için yazıların bir bölümü okunmuyordu. Mürekkep bazı noktalarda tamamen kaybolmuş, rakamlar birbirine girmişti. Fakat dikkatlice bakıldığında birkaç satır seçilebiliyordu.

Naz masaya oturup kâğıdı telefonunun ışığına doğru çevirmiş. Bir ara büyüteç aramayı bile düşünmüş. “O noktada iş biraz polisiye filme döndü,” diyor.

Okunabilen kısımlardan ortaya çıkan liste yaklaşık olarak şöyleydi:

  • Bir çift kadın çorabı,
  • küçük bir parfüm veya kolonya,
  • bir paket kahve,
  • ne olduğu tam anlaşılamayan iki ürün,
  • ve listenin sonunda tek başına duran başka bir rakam.

Bugünün alışveriş alışkanlıklarıyla bakıldığında oldukça sıradan bir liste. Ama mesele zaten alınan ürünlerin pahalı veya ilginç olması değildi. Naz’ın kafasına takılan başka bir şey vardı: Bu alışverişi kim yapmıştı?

1987’de O Gün Kim Bu Fişi Cebine Koydu?

Bir alışveriş fişine normalde ne kadar süre bakarsınız? Beş saniye? Belki on. Naz yaklaşık yarım saat baktığını söylüyor. Çünkü küçük kâğıt, istemeden de olsa geçmişte yaşamış tanımadığı bir insan hakkında sorular sordurmaya başlamıştı.

17 Ekim 1987 günü bu ürünleri alan kişi kadın mıydı, erkek miydi? Kendisi için mi alışveriş yapmıştı, birine hediye mi götürüyordu? Aceleyle mi dükkâna girmişti? O gün yağmur var mıydı? Yanında biri bulunuyor muydu?

Bunların hiçbirinin cevabı yok.

Muhtemelen hiçbir zaman da olmayacak.

Ama Naz’a göre işin güzel tarafı tam olarak bu.

“Her şeyin cevabını bilmeye çok alıştık,” diyor. “Bir mekân görüyorsun, haritadan buluyorsun. Bir insanın adını duyuyorsun, internette arıyorsun. Bir şarkıyı bilmiyorsun, telefona dinletiyorsun. Burada ise hiçbir şey yok. Bir fiş var ve susuyor.”

Telefonu Çıkarıp Araştırmaya Başladı

Tabii bütün bunları söyledikten yaklaşık on dakika sonra Naz’ın yaptığı ilk şey internetten araştırmak olmuş. Bu çelişkiyi söylediğimizde kahkahayı basıyor.

“E tamam merak ettim, ne yapayım?”

Fişin üst kısmında belli belirsiz görünen mağaza adını birkaç farklı şekilde aramış. Bazı harflerin okunmaması işi zorlaştırıyordu. Bir harf “R” gibi görünürken başka açıdan bakıldığında “B” oluyordu. Sonundaki kelime ise tamamen kaybolmuştu.

Bir süre eski İstanbul fotoğraflarına baktı. Sonra eski gazete ilanlarına geçti. Aradığı dükkânı kesin biçimde bulamadı ama araştırma sırasında bambaşka şeylere rastladı.

Eski vitrin fotoğrafları, dönemin reklamları, artık var olmayan işletmeler…

Fiş bahaneydi artık. Naz çoktan başka bir yere gitmişti.

Naz’ın dikkatini çeken şey:

Eski fotoğraflarda dükkânların tabelalarından çok insanların vitrinlere bakışını merak etmiş. “Fotoğraftaki herkesin eve döndükten sonra devam eden başka bir hayatı var. Biz sadece saniyenin bir parçasını görüyoruz,” diyor.

Şişli Değişirken Küçük Şeyler Nerede Kayboluyor?

Şehir değişiyor. Binalar yıkılıyor, yenileri yapılıyor. Bir zamanlar herkesin bildiği bir dükkân birkaç yıl sonra tamamen unutulabiliyor. Aynı köşede başka bir tabela beliriyor ve yeni gelenlerin çoğu orada daha önce ne olduğunu bilmiyor.

Bunda tuhaf bir taraf yok aslında. Şehir dediğimiz şey biraz da böyle yaşıyor.

Ama büyük değişimleri konuşurken küçük ayrıntılar genellikle kayboluyor. Bir kafede bırakılan not, eski sinema bileti, otobüs kartı, kartpostal veya alışveriş fişi…

Bunların hiçbiri tek başına önemli bir tarih belgesi sayılmaz belki. Fakat bir insanın günlük hayatından kalan küçücük izler olduğu kesin.

Naz’ın bulduğu fiş de böyle bir şey.

“Belki Birisi O Gün İlk Buluşmasına Gidiyordu”

Naz ihtimaller üretmeye başlayınca durdurmak pek mümkün değil.

Fişte parfüme benzeyen satırı gösteriyor.

“Bak şimdi, bu kesin parfümse olay değişir.”

Neden?

“Belki buluşması vardı.”

Belki sadece parfümü bitmişti?

“Sen bütün hikâyeyi bozdun şu an.”

Bir süre sonra başka bir ihtimal geliyor.

Belki ürünlerden biri hediyeydi. Belki alışverişi yapan kişi eve giderken bir arkadaşına uğradı. Belki o çorap ertesi gün giyildi ve aynı gün kaçtı. Belki kahve misafir için alındı.

Saçma ihtimaller de çıkıyor tabii.

Hatta bir noktada fişin gizli bir mesaj olduğunu bile iddia ediyor Naz. Yaklaşık otuz saniye sonra kendi teorisine kendisi inanmıyor.

“Eski bir eşyanın güzel yanı bu. Hikâyesini bilmiyorsan birazını sen uyduruyorsun. Ama gerçekten ne olduğunu hiçbir zaman tam öğrenemiyorsun.”

Bir Fiş Neden 39 Yıl Saklanır?

Asıl soru belki de buydu.

Fiş neden atılmamıştı?

1987’de alışverişi yapan kişi fişi cebine koymuş olabilir. Sonra eve gelmiş, kitabın arasına ayraç niyetine sıkıştırmış ve tamamen unutmuş olabilir. Kitap yıllarca rafta durmuş, sonra başka birine geçmiş olabilir.

Belki ikinci el kitapçıya satıldı.

Belki ev taşınırken bir kutuya kondu.

Belki birkaç farklı insanın elinden geçti.

Sonunda da yıllar sonra Şişli’de Naz’ın karşısına çıktı.

Burada en ilginç nokta şu: Kitabın kendisi fişten daha eski değildi. Yani birisi onu gerçekten o dönemde kitabın arasına koymuş olabilirdi.

Naz Fişi Atmadı

“Peki şimdi nerede?” diye soruyoruz.

Çantasını açıyor.

Cüzdanının kart bölümünden küçük şeffaf bir poşet çıkarıyor. Fiş hâlâ orada.

Bu biraz beklenmedik.

“Evde bıraksam kaybederim,” diyor.

Çantasında taşımak daha güvenli mi?

“Değil.”

Peki neden yanında?

“Bilmiyorum.”

Yine aynı cevap.

Galiba bu hikâyede en fazla kullanılan cümle bu zaten.

Eski Eşyaların İnsanları Kendine Çeken Tarafı

Yeni alınmış bir eşyanın geçmişi yoktur. Kutusunu açarsınız ve hikâyesi sizinle başlar. Eski bir eşyada ise durum biraz farklı. Sizden önce nerede olduğunu bilmezsiniz.

Kim dokundu?

Nerede saklandı?

Neden atılmadı?

Birisi için önemli miydi, yoksa tamamen tesadüfen mi bugüne ulaştı?

Naz’a göre ikinci el dükkânlarını ilginç yapan taraflardan biri de bu. Her şey değerli olmak zorunda değil. Hatta çoğu zaman maddi değeri olmayan nesneler daha fazla merak uyandırabiliyor.

Bir yüzük gördüğünüzde pahalı olup olmadığını düşünebilirsiniz. Ama üzerinde el yazısıyla iki kelime bulunan eski bir kartpostal gördüğünüzde soru değişiyor:

“Bunu kim yazdı?”

Şişli Sokaklarında Hikâye Aramak

O günden sonra Naz biraz alışkanlık edinmiş. Yürürken eski dükkân tabelalarına daha fazla bakıyor. Binaların girişlerindeki tarihleri okuyor. İkinci el kitapların arasını kontrol ediyor.

Tabii her seferinde 1987’den kalma gizemli bir fiş çıkmıyor.

Çoğunlukla hiçbir şey çıkmıyor.

Bir kitabın arasından kurumuş yaprak çıkmış. Başka birinden eski bir otobüs bileti. Bir tanesinde telefon numarası yazılı küçük bir kâğıt bulmuş ama aramamış.

“Onu arayacak kadar da manyak değilim,” diyor.

İki saniye düşünüyor.

“Şimdilik.”

Naz’ın küçük koleksiyonunda şimdilik:

  • 1987 tarihli alışveriş fişi,
  • eski bir otobüs bileti,
  • iki kurumuş çiçek,
  • üzerinde yalnızca bir telefon numarası bulunan not,
  • kim tarafından çekildiği bilinmeyen küçük bir fotoğraf bulunuyor.

Fişteki Son Satır Hâlâ Çözülemedi

Hikâyenin en can sıkıcı kısmı burada.

Fişin son satırında silik bir kelime var. Naz bunun ne olduğunu hâlâ çözememiş. Farklı ışıklarda bakmış, fotoğrafını büyütmüş, kontrastıyla oynamış. Birkaç arkadaşına göstermiş.

Herkes başka bir şey söylüyor.

Biri “sabun” diyor.

Başka biri “şampuan”.

Naz ise hiçbirine benzetmiyor.

Hatta bir arkadaşı kelimenin ürün adı olmadığını, kasiyerin sonradan kalemle yazdığı bir not olabileceğini söylemiş. Bu teori Naz’ın fazlasıyla hoşuna gitmiş durumda.

Çünkü gizemi büyütüyor.

Bir Gün Sahibine Ulaşır mı?

Muhtemelen hayır.

1987’den bugüne neredeyse kırk yıl geçti. Dükkân kapanmış olabilir, alışverişi yapan kişi başka bir şehirde yaşıyor olabilir. Fişin hangi kitaptan çıktığını bilen son kişi bile muhtemelen bunu hatırlamıyordur.

Ama Naz zaten sahibini bulmak istediğinden de emin değil.

“Bulursam hikâye biter,” diyor.

Bu kez biraz daha ciddi.

“Adam çıkar, ‘Ben aldım, kahveyle çorap aldım işte’ der. Bütün büyü gider.”

Haklı olabilir.

Bazen bilinmeyen hikâye, gerçeğinden daha uzun yaşıyor.

Şehrin Hafızası Bazen Bir Kâğıt Parçasında Kalıyor

Şişli’de her gün binlerce insan aynı kaldırımlardan geçiyor. Birileri işe yetişiyor, birileri arkadaşını bekliyor, bir başkası alışveriş yapıyor. Günün sonunda bunların büyük bölümü herhangi bir iz bırakmadan geçmiş oluyor.

1987 yılındaki o alışveriş de muhtemelen böyle sıradan bir gündü.

Kasada ödeme yapıldı.

Fiş alındı.

Poşet taşındı.

Sonra hayat devam etti.

Kimse yıllar sonra bir trans kadının o fişi eline alıp “Bunu kim aldı acaba?” diye yarım saat düşüneceğini tahmin etmemiştir herhalde.

Belki hikâyenin en güzel tarafı da bu.

Peki Naz Fişi Ne Yapacak?

Çerçeveletmeyi düşünmüş.

Sonra vazgeçmiş.

Bir defterin arasına koymayı düşünmüş ama yeniden kaybolmasından korkuyor. Şimdilik küçük şeffaf poşetin içerisinde duruyor.

Belki birkaç yıl sonra Naz da onu bir kitabın arasına koyacak.

Belki unutacak.

Belki kitap yeniden el değiştirecek.

Ve kim bilir, 2046 yılında başka biri kâğıdı bulup bu kez “Bu fişi 2026’da kim sakladı?” diye merak edecek.

“Ben bulduğumda 39 yıllıktı. Belki benden sonra da yaşamaya devam eder. Bir alışveriş fişi için fazla iddialı bir hayat gerçi.”

— Naz

Sonra fişi tekrar poşetine koyuyor. Cüzdanına yerleştiriyor ve konu kapanıyor.

En azından şimdilik.

Çünkü son satırdaki o silik kelime hâlâ okunamadı.